| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 44,4527 | 44,5328 | |
| EURO | 51,9678 | 52,0614 | |
| Bugün: | 641 |
| Dün: | 555 |
| Toplam: | 11774 |
SAYGI
Size, saygı nedir diye sorsam?
Tek bir kalıba sığmayacak derin anlam taşıyan bu terim;
Kiminde, özgürlük alanına olan izni,
Kiminde, güzel olan hâl, hareket ve davranış bütünlüğünü,
Kiminde ise bir duruşu temsil eder.
Peki saygı görmek, herkese nasip olan bir davranış mıdır? Yani herkes saygıyı görebiliyor mu?
Yine sıralayacak olursak;
Kimi, makam işgal ettiği için,
Kimi, mal, mülk sahibi olduğu için,
Kimi de söze hükmettiği için saygı görür.
Makam, mal, mülk gelip geçici olduğu gibi bugün var yarın yok denilecek cinsten bir kazanımdır. Dolayısıyla bu sebeplerden ötürü kazanılan bir saygının ebedi olması beklenemez. Peki ‘söze hükmetmek’?
Bazı insanlar vardır: Taş misali; yerinde ağırdır. Adlarının geçtiği her yerde baş tacı edilen, selam verdiğinde ya da selamları iletildiğinde; ‘baş göz üstüne’ alınan kıymetli değerlerimizden bahsediyorum.
Aslında hiç kimse bir anda bu seviyeye gelmemiştir. Onları ayrıcalıklı kılan; sözlerine olan sadakatleri, davranışlarına olan dikkatleri, eline-beline ve diline olan hakimiyetleridir. Kılıç gibi keskin sözleri; kimi zaman savaş çıkarırken kimi zaman da barış getirir.
Eminim ki sizlerin de çevresinde böyle mümtaz şahsiyetler vardır.
Ortamınıza teşrif ettiklerinde; kâh ayağa kalkar kâh ceketimizi ilikleriz. Onlar söze başladığında her yer sükuta erer, sessizleşir ortam. Ne söz kesilir ne de söz ağızdan alınır. Uğurlama vakti geldiğinde ise yine aynı hürmet gösterilir ve saygıyla yolcu edilir. Ne güzel değil mi?
Peki bu saygınlık nereden başlar? Nasıl başlar?
Önce kendimize olan saygıyla… Özsaygı.
Kendisine saygısı olmayan bir insanın başkasına -samimi- saygı duyması beklenebilir mi?
Atasından görmemiş olabilir, iyi ama bu saygının yok sayılabileceği anlamına gelmez.
Örneğin; bir evladın kanepeye uzandığı sırada, içeri giren babasını gördüğünde toparlanma isteği.
Ya da bir büyüğünün yanında bacak bacak üstüne atmaktan hicap duymak,
‘Su küçüğün sofra büyüğün’ anlayışıyla; yemeğin ilk lokmasına aile büyüğümüzün başlamasını beklemek gibi.
Özünde, adabımuaşeret kurallarından bahsediyorum aslında.
Bir öğrenci için öğretmene saygı,
Bir çocuk için anne babaya saygı,
Bir vatandaş içinse sayamayacağım kadar çok var ki…
Önce çevrene saygı. Varsa eşine, çocuğuna saygı. Komşusuna, arkadaşına saygı. Dolmuşta; ayakta kalan yaşlıya, hamile kadına saygı. Çevreye saygı: Yerlere çöp atmamak, kirletmemek gibi. Kullandığı eşyaya, yaşadığı eve saygı. Hâlâ nefes alabiliyorsa bedenine saygı. Birlikte yaşadığı tüm canlılara saygı. Vatanına saygı. Hepimiz için değerli olan bayrağa saygı. Önden giden Ata’ya saygı. Şehide, gaziye saygı. Kutsal kitaplara, peygamberlere saygı. İbadete, giyime saygı. Daha da çoğaltabiliriz tabii.
Tabii ki de yaratana olan saygı!
Ve insan; ‘Ne ekersen onu biçersin’ sözünün yeryüzündeki tek muhatabıdır.
Nasılsak, öyle karşılık görürüz. Ya taşın altında kalır değerlerimiz. Ya da yerinde ağır gelir taşımız.
Özsaygımızı korumak, özgürlük sınırlarımızı bilmekle başlar. Ve unutmayalım ki bir başkasının sınırlarıyla çakıştığı yerde de sönmeye yüz tutar saygınlığımız.
Saygınlığınızın, her sinede değer kazanması dileğiyle…
Enis TURGUT