| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 0 | 0 | |
| EURO | 0 | 0 | |
"KAŞIKÇI ELMASI" GİBİ "ÂSÂR-I ATiKA" KİTAPLAR..
Eğer İstanbul Topkapı Sarayı'nı gezdiyseniz; 86 karat altın sarısı renginde, çevresinde 49 tane küçük elmaslarla dizay edilmiş o Kaşıkçı Elması'nı da görmüş olmalısınız.
Bu değerli paha biçilmez elmasa niçin Kaşıkçı Elması denildiğini hiç düşündünüz mü? Bu hususta kesiminin oval bir şekilde olması ilk akla geleni. Bir de Tarihçi Reşat Ekrem Koçu'nun aktarımıyla günümüze ışık tutan Kaşıkçı adının konulmasıyla ve Osmanlı hazinesine gelişi ile ilgili hikayenin varlığıdır. Buna göre de İstanbul'da 17.yüzyıl sonlarında eski urbacı ve kağıt toplayıcısı tarafından çöplükte eski hurda kağıt ile para edecek atık eşyalar ararken bulunmuştur. Bilindiği gibi o dönemde"Eskileri alırım,eskurbacii..!" diye mahalle aralarında dolaşan Eskiciler de vardı. Ev hanımları evin eskiyen kıyafetlerini yıpranan eşyalarını satarlardı bu kişilere. Eski urbacı da bu topladıklarını hurdacıya, antikacıya, ikinci el kitapçıya veya sahaflara, bit pazarına değerinde satarlardı.
Bir Eski urbacı kirli beyaz cam boncuğa benzettiği bu Kaşıkçı Elması'nı evinde ihtiyaç olduğu için üç tahta kaşık karşılığında tahta kaşık ustasına verir. Elmas adını da bu Kaşıkçı'dan aldığı da söylenmektedir. Kaşıkçı aldığı bu taşın değerli bir şey olabileceği düşüncesiyle Beyazıt'ta kapalı çarşıda tanıdığı bir kuyumcuya götürüp gösterir. Kuyumcu taşın çok kıymetli bir taş olduğunu anlasa da renk vermez. Bir kaç altın vererek kaşıkçıdan taşı değerinin çok altında ele geçirir. Bu kuyumcu kıymetli taşlardan anlayan bir tüccar arkadaşına bu taşı gösterir. Bunun çok kıymetli ve paha biçilmez taş olduğunu anlayan kıymetli taş tüccarı bu taşa sahip olmak için kuyumcuyla kavgaya tutuşur. Kavga kapalı çarşının kuyumcu başısı tarafından duyulur. Kuyumcu başı otorite ve yaptırım gücünü de kullanarak bu taşı onlara bir kese altın vererek alır. Olayın Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet paşa ve de dördüncü Mehmet'in kulağına gitmesinin ardından bu kıymetli taş Osmanlı Sarayı'na mal edilir. Bu badirelerden sonra Hazineye de intikal eden taş işlenir ve ortaya şu an Topkapı Sarayı'nda sergilenen "Kaşıkçı Elması" mücevheri çıkar.
Ben eski ve yeni kitapların satıldığı bir işyerindeki eski ve miadı dolmuş kitaplara göz gezdirirken şu dört kitabı değerli buldum. Bunlar;
*M.Hasan Göksu'nun Ocak 1996 ikinci basımı Say Yayınları. tarafından 335 sahifeli olup "Manilerimiz" isimli ve içinde 2796 adet mani derlemesi olan kitabı,
*Prf.Dr.Amil Çelebioğlu'nun Eylül 2005 tarihinde Bilge Sanat Yapım Yayın Tant.Kağ.Tur.San.Tc Ltd.Şti'nce 158 sayfa olarak Türk Ninnilerinden Seçmeler isimli değişik yörelerimizden ninnilerin derlendiği kitap,
*Ömer Sevinçgül'ün Ocak 2016 basımı Nesil Yayın Grubu tarafından 269 sayfa olarak "Yazar Olmak İstiyorum." adlı çeşitli konularda yazı yazmak isteyenlerin rehber kitabı,
*Mehmet Tevfik Temiztürk'ün Aralık 2017 birinci basımı Uğur Tuna Yayınları (Yayın No:334) tarafından 304 sayfa olmak üzere "Belirli Gün Ve Haftalar Şiirleri-2"(310 ayrı gün ve hafta için yazılmış şiirler yazılmış olan) kitap, şeklindeki toplam 1066 sahifelik miadı dolmuş ve eski olan bu kitapların her birine 19.12.2023 tarihinde 27,18,7 ve 6 yıl önce basılmış olmakla 10'ar TL Fiat biçilmişti. Bu fiatların doğru olup olmadığı satıcıya sorduğumda; "Bu gibi kitaplar artık hiç talep bulmadığından satılmıyor, bu fiat doğrudur." demesi üzerine bu 4 kitabı 40.-TL vererek mal bulmuş mağribi gibi büyük bir zenginliğe kavuşurcasına sevinç duyarak satın aldım. Kaldı ki bu kitaplar benim için kültür mirasımızı, yazma içgüdümüzü tanımlama özgünlüğü ifade eden; " Âsâr-ı Âtika" mahiyetinde kayda değer kitaplardı...
Bu alışveriş bana "Kiminin çöpü bazılarının hazinesidir." sözünü hatırlattı.
Aynı şekilde çöplükte atılı olarak bulunan ve halen Topkapı Müzesi'nde sergilenen değerine paha biçilemeyen, sinema filmleri konusu olan "KAŞIKÇI ELMASI" bulunduğunun olay, olgu ve de hikayesinde olduğu gibi... Ve bir an düşündüm de Kaşıkçı Elması gibi kitaplardı bu kitaplar benim açımdan. Zira halk kültür öğelerimiz olan maniler ile ninniler yanında önemli belli başlı günlerin hatırlatıcısı şiirler ve de yazı yazmak düşüncesine ışık olabilecek "Yazar Olmak İstiyorum" kitapları bana göre ne miadı dolmuş ne de değerini yitirmiş yoklukla çöp gibi kabul edilebilecek eserler değildi... Kitaplar en azından yazarı şahsiyetiyle beraber emeğine saygı duyularak kütüphanelerin kitap raflarındaki yerlerini almalı atılacak çöp muamelesine tabi tutulmamalıdır.
Hüseyin Fikri ÇAKMAKÇIOĞLU