| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 0 | 0 | |
| EURO | 0 | 0 | |
DEĞİŞİME VAR MIYIZ?
Değişim…
Birçoğunuzun yabancı olmadığı hatta sıkça dile getirdiği sihirli sözcük.
Yaşam standartlarında yapılması zor olan o büyük eylem!
Sizin de dikkatinizi çekmiştir elbet eleştirme oranlarındaki artış. Çevremizde ya da sosyal mecralarda karşılaştığımız bireylerin yakışık almayan hal ve hareketleri, lümpen duruşları hatta ele avuca sığmayan yapmacık davranışları…
Dış dünyasında adam harcama konusunda çok cömert olan zikir aracı dilimizin iç dünyamıza yansıması nasıl oluyor peki?
Çevresel etki-tepki mekanizması çerçevesinde eleştirdiklerimizle, eşleştirdiklerimiz arasında nasıl bir bağ kuruyoruz?
Hepinizin malumu ki eleştirmek sosyal yaşamın en kolay argümanıdır. Ya eleştirilmek?
Bunu kendimize sorarak bir özeleştiri yapabiliriz mesela.
Ben başlayayım isterseniz…
Örneğin; şiddetin bu denli yaygın olmasında ki faktörleri yani rol model alınan karakterlerin içselleştirmemesi konusunda ne yaptık? Her hafta iple çekilen dizilerin senaryolarında ne kadar az gidip geldik?
Yozlaşmaya sebep olan gündüz kuşaklarının izlenilmemesini geçtim, yayınlanmasına izin veren kurumla yayınlayan kanallara ne demeli?
Ahlaki yönden iyice çürütülen bir toplum, bilim ışığına yönelir mi hiç?
Saatlerce süren televizyon keyfiyle maneviyat depolanabilir mi?
‘Sorumsuzluk’, ‘bana necilik’ gibi olumuz davranışların habercisi olan ve kendini, kendi iç dünyasına kapattıran; telefon, tablet ya da bilgisayarlarla, bu şuurlara ulaşılabilir mi?
Toplum olarak aktif mücadele etmediğimiz sürece değişimi yaşamamız mümkün değil. Bunu ne hükümetler eliyle yapabiliriz ne de topu taca atarak. Yapılması gereken, değişime önce kendimizden başlamaktır. Yani fedakârlık yapmaktır.
Bunun içinse ağacı yaşken eğmek gerekir!..
Evet evlatlarımız, bizim ağaç olmaya namzet fidanlarımızdır. Onlara ana baba olmak, sadece genetik sorumlulukla ya da maddi imkân sunmakla değil aynı zamanda manevi olarak şarj etmekle mümkündür.
Adabımuaşeret kurallarını önce kendi içimizde sindireceğiz sonra çocuklarımıza altın tepside sunacağız. Yapmadığımız bir şeyi, onlardan yapmalarını beklemek abesle iştigaldir!
Dikkat ederseniz son zamanlarda yaşanan bir takım yaralama ve cana kıyma hadiseleri ayyuka çıkmış durumda. Özellikle resmiyette çocuk yaş sayılan 18 yaş altı gençlerin, girişmiş olduğu suçlar, önlenemez hale gelmiştir. Devlet eliyle terbiye edilmesi istenilen bu gençler, devletin şefkatini bile anlamakta güç beyinlere sahip, aynı havayı teneffüs ettiğimiz şu küçük dünyada her an karşımıza çıkma potansiyelli bireyler olarak varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.
Bunun için acilen:
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, Eğitim seferberliği,
Okul idarecileri ve öğretmenleri tarafından, Okuma seferberliği,
Hükümet tarafından, Ekonomi seferberliği,
Emniyet tarafından da Huzur seferberliği ilan edilip,
‘Değişim de Ben de Varım’ rüzgârına kapılmalıyız. Aksi durumda bu rüzgâr bir fırtınaya dönüşür ve çok su götürür.
Hem de aklımızın, hayalimizin dahi alamayacağı kadar tahribat bırakır. Ki bırakıyor da…
Şimdi soruyorum: Değişime var mıyız?..
Unutmayalım ki uzak kalmış her bir el dokunulmayı bekliyor.
Ya siz dokunursunuz ya da şeytanın yol arkadaşları… Karar yine sizin!