| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 44,2887 | 44,3684 | |
| EURO | 51,0150 | 51,1069 | |
| Bugün: | 222 |
| Dün: | 448 |
| Toplam: | 7137 |
Bir Öğretmenin Çiçekleri
O sabah huzurevinin bahçesinde alışılmadık bir hareket vardı.
Görevli kapının önünde duran gençleri merakla izliyordu. Ellerinde rengârenk çiçekler vardı. Bazıları beyaz papatyalar taşıyordu, bazıları kırmızı karanfiller, bazıları ise sarı güller…
Gençler birbirlerine bakıyor, sanki aynı duyguyu paylaşıyormuş gibi sessizce gülümsüyorlardı.
Kapının önünde birkaç saniye durdular.
İçlerinden biri derin bir nefes aldı.
“Hazır mıyız?” diye sordu.
Yanındaki genç kadın başını salladı.
“Evet… Öğretmenimiz bizi hep cesur olmaya alıştırmıştı.”
Kapı yavaşça açıldı.
Ve yıllar önce küçük bir sınıfta başlayan bir hikâye, yeniden yürümeye başladı.
Bahçedeki banklardan birinde oturan yaşlı kadın, sabah güneşinin yüzüne düşen sıcaklığını hissediyordu.
Adı Nermin Öğretmen’di.
Bir zamanlar bir okulun en neşeli sınıfının öğretmeni…
Şimdi ise huzurevinin sakin bir köşesinde geçmişin anılarıyla yaşayan bir kadındı.
Elleri dizlerinin üzerinde duruyordu.
O eller…
Bir zamanlar yüzlerce küçük eli tutmuştu.
Bir çocuğun kalemini düzeltmişti.
Bir başka çocuğun gözyaşını silmişti.
Birinin saçını okşamış, birinin sırtını sıvazlamıştı.
Ama öğretmenler çoğu zaman bunun ne kadar büyük bir iz bıraktığını bilmezler.
Onlar sadece görevlerini yaparlar.
Sevgiyle.
Sabırla.
Sessizce.
Yıllar önce küçük bir sınıfta Mehmet vardı.
Mehmet sınıfın en hareketli çocuğuydu.
Yerinde duramaz, sürekli konuşur, çoğu zaman öğretmenleri tarafından “yaramaz” diye etiketlenirdi.
Bir gün sınıfta yine ayağa kalkmıştı.
Nermin Öğretmen yanına geldi.
Ama kızmadı.
Sadece omzuna dokundu.
“Mehmet,” dedi gülümseyerek,
“Sen çok enerjik bir çocuksun. Bu kötü bir şey değil. Bunu doğru yerde kullanmayı öğrenmelisin.”
O gün Mehmet ilk kez biri tarafından anlaşılmıştı.
Yıllar sonra Mehmet bir spor öğretmeni oldu.
Ve her öğrencisine aynı cümleyi kurdu.
“Enerjin kötü değil. Sadece yönünü bulması gerekiyor.”
Bir başka gün sınıfın en arka sırasında sessizce oturan Zeynep vardı.
Zeynep konuşmayı pek sevmezdi.
Defterinin köşelerine küçük çiçekler çizerdi.
Bir gün Nermin Öğretmen onun defterine baktı.
Uzun süre baktı.
Sonra gülümsedi.
“Zeynep,” dedi,
“Senin ellerin hikâyeler çiziyor.”
Zeynep o gün ilk kez yaptığı şeyin değerli olduğunu hissetti.
Yıllar sonra Zeynep bir ressam oldu.
Ve ilk sergisinde tabloya küçük bir not yazdı:
“Bir öğretmen bir çocuğun yeteneğini fark ettiğinde, o çocuk dünyaya cesaretle bakmayı öğrenir.”
Bir başka sabah sınıfa ağlayarak gelen Ali vardı.
Babası o hafta işini kaybetmişti.
Evde herkes üzgündü.
Ali o sabah ders boyunca başını kaldırmamıştı.
Nermin Öğretmen yanına geldi.
Sıranın kenarına oturdu.
“Biliyor musun Ali,” dedi,
“Hayatta bazen zor günler olur. Ama bu günler insanların ne kadar güçlü olduğunu öğretir.”
Ali o gün başını kaldırıp ilk kez gülümsemişti.
Yıllar sonra Ali bir mühendis oldu.
Ama hayatındaki en güçlü cümleyi küçük bir sınıfta duymuştu.
Bir gün de sınıfta sürekli “yapamam” diyen bir çocuk vardı.
Adı Deniz’di.
Matematikten korkardı.
Defterini kapatır, kalemini bırakır ve hep aynı cümleyi söylerdi:
“Ben yapamam öğretmenim.”
Nermin Öğretmen bir gün onun yanına oturdu.
Bir problem çözdürdü.
Sonra bir tane daha.
Sonra bir tane daha.
Deniz sonunda doğru sonucu buldu.
Nermin Öğretmen gülümsedi.
“Bak,” dedi.
“Sen yapabiliyorsun. Sadece kendine inanman gerekiyor.”
Yıllar sonra Deniz bir öğretmen oldu.
Ve her öğrencisine aynı cümleyi söyledi.
Huzurevinin kapısından içeri giren gençler yavaş adımlarla bahçeye doğru yürüyordu.
Ellerindeki çiçekler güneş ışığında parlıyordu.
Bankta oturan yaşlı kadını gördüler.
Saçları artık beyazdı.
Ama yüzündeki o tanıdık sakin ifade hâlâ aynıydı.
Ali birkaç adım öne çıktı.
Gözleri dolmuştu.
“Öğretmenim…” dedi.
Nermin Öğretmen başını kaldırdı.
Genç yüzlere baktı.
Bir an durdu.
Sonra hafızasında yıllar önceki küçük yüzler canlanmaya başladı.
“Ali…” diye fısıldadı.
Ali gülümsedi.
“Evet öğretmenim.”
Arkasındaki genç kadın öne çıktı.
“Ben Zeynep öğretmenim.”
Bir başkası konuştu.
“Mehmet…”
Sonra Deniz…
Sonra diğerleri…
Bir zamanlar küçük sıralarda oturan o çocuklar şimdi büyümüştü.
Ama kalplerindeki saygı aynı kalmıştı.
Ali elindeki çiçekleri uzattı.
“Bize sadece ders öğretmediniz öğretmenim,” dedi.
“Bize kendimize inanmayı öğrettiniz.”
Zeynep gözlerini silerek konuştu.
“Bir çocuğun yeteneğini fark eden ilk kişi sizdiniz.”
Deniz gülümsedi.
“Ben öğretmen olduysam… bunun sebebi sizsiniz.”
Nermin Öğretmen’in gözlerinden yaşlar süzüldü.
Titreyen elleriyle çiçekleri aldı.
O an bahçe rengârenk çiçeklerle dolmuş gibiydi.
Ama aslında o çiçekler yıllar önce bir sınıfta ekilmişti.
Bir öğretmenin sabrıyla.
Bir kadının şefkatiyle.
Bir kalbin sevgisiyle.
O gün huzurevinin bahçesinde herkes bir şeyi fark etti.
Bir öğretmenin gerçek mirası kitaplar değildir.
Diplomalar değildir.
Makamlar değildir.
Bir öğretmenin gerçek mirası…
Bir zamanlar elinden tuttuğu çocuklardır.
Çünkü bazı insanlar dünyayı büyük sözlerle değiştirmez.
Bazıları bunu küçük kalplere dokunarak yapar.
Ve o kalpler büyüdüğünde…
Bir gün ellerinde çiçeklerle geri dönerler.
Bir öğretmenin hayatına bıraktığı sevginin çiçekleriyle.
İlknur Gençoğlu Yıldırım