| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 0 | 0 | |
| EURO | 0 | 0 | |
Sevginin Hatırlandığı Gün mü, Hatırlatıldığı Gün mü?
Sevgililer Günü… Kimi için ticari bir düzenin parçası, kimi için sıradan bir tarih, kimi için ise duyguların cesaret bulduğu özel bir gün. Oysa 14 Şubat’ı anlamlı kılan takvim yaprağı değil; sevginin insan ruhuna ve bedenine bıraktığı derin izlerdir.
Sevgi, yalnızca romantik bir duygu değildir. İnsan ruhunun en temel ihtiyaçlarından biridir. Sevildiğini hissetmek, görülmek ve değerli olduğunu bilmek; bireyin ruh sağlığını doğrudan etkiler. Bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki sevgi ve aidiyet duygusu, stres hormonlarını azaltır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve hatta kalp sağlığını olumlu yönde etkiler. Yani sevgi, yalnızca kalbi değil, bedeni de iyileştirir.
Ancak sevgi, tek başına var olmakla yetinmez; ifade edilmek ister. İşte burada empati devreye girer. Empati, karşımızdakinin ne hissettiğini anlamaya çalışmak değil yalnızca; onun dünyasına kendi penceremizden değil, onun gözlerinden bakabilme çabasıdır. Sevgi, empatiyle beslendiğinde derinleşir. Empatiden yoksun bir sevgi ise çoğu zaman tek taraflı bir beklentiye dönüşür. Oysa gerçek sevgi, “Ben ne hissediyorum?” sorusundan çok, “Sen nasıl hissediyorsun?” sorusunu sormayı gerektirir.
Sevginin ifade ediliş biçimleri ise kişiden kişiye değişir. Kimi sözcüklerle sever, kimi dokunuşlarla, kimi birlikte geçirilen zamanla… Bazıları için bir mesaj yeterlidir, bazıları için uzun bir sessizlikte yan yana durabilmek. Toplum olarak zaman zaman sevgiyi yalnızca büyük cümlelere ve gösterişli jestlere hapsetsek de çoğu zaman sevgi en sade hâliyle kendini belli eder: Dinlemek, hatırlamak, yanında olmak.
Bu noktada hediyelerin yeri ve etkisi de tartışılır. “Hediye almak sevgi midir?” sorusu sıkça sorulur. Aslında hediye, sevginin kendisi değil; onun sembolüdür. Değeri fiyatında değil, düşüncesindedir. Kimi zaman küçük bir not, yıllarca unutulmayan bir hatıraya dönüşebilir. Çünkü hediye, “Seni düşündüm” cümlesinin somut hâlidir. Bu nedenle hediyenin en güçlü etkisi, karşı tarafa verdiği mesajda saklıdır: “Sen benim için özelsin.”
Elbette Sevgililer Günü’nü eleştirirken haksız da sayılmayız. Sevginin tek bir güne sığdırılması, yılın geri kalanında unutulması samimiyetten uzaktır. Ancak bu özel günü tamamen değersizleştirmek de başka bir uçtur. Belki de Sevgililer Günü’nü, sevgiyi hatırlamak değil, ifade etmeye cesaret etmek için bir fırsat olarak görmek gerekir. Söylenemeyen cümleler, ertelenen teşekkürler, ihmal edilen duygular için bir duraklama anı…
Asıl mesele şu soruda gizlidir: Sevgiyi yalnızca bugün mü hatırlıyoruz, yoksa bugün bize her günü hatırlatıyor mu? Eğer Sevgililer Günü, bir mesaj atmaya, bir kapıyı çalmaya, bir özür dilemeye ya da sadece “İyi ki varsın” demeye vesile oluyorsa; o zaman anlamını bulmuş demektir.
Sevgi, gösterişten çok samimiyet ister. Empatiyle büyür, ilgiyle derinleşir ve paylaşıldıkça çoğalır. 14 Şubat geçip gidecek, vitrinler değişecek, çiçekler solacak. Ama geriye kalan, sevginin ruhta ve bedende bıraktığı izler olacak. Ve belki de asıl hediye, bu izleri her gün biraz daha çoğaltabilmektir.
Mehmet Bedelcigil