• slayt
Duyurular
İzmir Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 0   0
EURO 0   0
       
Özlü Sözler
"Okumak, yalnızca bilgiyi değil; merhameti, sevgiyi, anlayışı ve umudu da çoğaltır. Bir kitap, insanı kendine ve hayata yeniden yaklaştırır."
Reklam
HEP AYNI SAATTE KALANLAR

HEP AYNI SAATTE KALANLAR

Saat hep aynıydı.
Kent meydanındaki saat, 04.17’de durmuştu. Kimse tamir etmeyi düşünmedi. Çünkü bazı şeyler bozuk kalmalıydı; unutmamak için.

 

Hatay’dan Zehra, her sabah o saatin önünden geçerken elini montunun cebine sokar, orada olmadığını bildiği anahtarları yoklardı. Kızı Elif’in okul anahtarlarıydı onlar. Enkazdan çıkaramamışlardı. Ama Zehra her sabah aynı hareketi yapıyordu. Bu, kızını hayatta tutmanın bir yoluydu.

 

Yan konteynerde Mehmet yaşıyordu; Adıyamanlı bir inşaat ustası. Ellerinin içi hâlâ nasırlıydı ama artık çivi tutmuyordu. O eller şimdi çorba dağıtıyordu. İlk günlerde konuşmazdı. Sonra biri “eline sağlık” dedi. Bir teşekkür, onu yeniden dünyaya bağladı.

 

Kahramanmaraş’tan gelen Derya, bir lise öğrencisiydi. Annesini kaybetmişti. Babası yoktu zaten. Sessizdi ama her akşam konteynerlerin arasındaki boşlukta çocuklara matematik anlatıyordu. Tahtası yoktu; yere tebeşirle çizdiği kareler vardı. “Unutursam,” diyordu, “her şey biter.”

 

Malatya’dan Asiye, üç torunuyla kalıyordu. O kadar çok kayıp görmüştü ki ağlayacak gözyaşı kalmamıştı. Ama her sabah erkenden kalkar, konteynerlerin önünü süpürürdü. “Düzen,” derdi, “insanı hayatta tutar.”

 

Osmaniye’den Kerem, gönüllü olarak gelmişti. Kimseyi kaybetmemişti ama herkesin acısını omuzlarında taşıyordu. İlk başta utanıyordu; “Benim acım yok,” diye. Sonra Zehra bir gün ona baktı ve dedi ki:
“Burada kalman yeter.”

 

Adana’dan Leyla, depremde değil ama depremden sonra eşini kaybetmişti. Kalbi dayanamadı adamın. Leyla, yasın zamanının olmadığını öğrenmişti. Bir gün konteyner kentte küçük bir kütüphane kurdu. Kitapları bağıştı. “Herkes aynı cümlede nefes alsın,” dedi.

 

Şanlıurfa’dan Halil, müzisyendi. Bağlaması enkazda kalmıştı. Aylar sonra biri ona eski bir bağlama getirdi. İlk teli kopuktu. Halil çalmaya yine de başladı. Kırık sesler, insanlara iyi geldi. Çünkü kusursuz değildi.

 

Diyarbakır’dan Meryem, hemşireydi. O gün hastanedeydi. Kurtardı, kaybetti, yine kurtardı. Şimdi konteyner kentte tansiyon ölçüyordu ama asıl yaptığı şey dinlemekti. “Anlat,” derdi, “acı anlatılınca küçülür.”

 

Elazığ’dan Rıza, kamyon şoförüydü. Evi yıkılmamıştı ama kardeşini kaybetmişti. Her hafta yardım kamyonlarını o kullanıyordu. Direksiyon başında ağladığını kimse görmezdi. Ama her dönüşte bir fazladan battaniye bırakırdı.

 

Ve son olarak, Adana’dan gelen küçük Yusuf vardı. Yedi yaşındaydı. Konuşmuyordu. Bir gün Halil’in bağlamasının yanına oturdu, yere taşlarla bir ev çizdi. Sonra bir tane daha. Yan yana. Halil o gün uzun süre çalamadı. Üç yıl sonra, 6 Şubat sabahı, saat yine 04.17’yi gösterirken herkes oradaydı. Kimse çağırmamıştı. Ama hepsi gelmişti.

 

Zehra kızının adını fısıldadı. Mehmet çorbayı karıştırdı. Derya tebeşiri yere bıraktı.
Nihat sessizce başını eğdi. Asiye süpürgesini duvara dayadı. Kerem ellerini cebine soktu.
Leyla bir kitap açtı. Halil tek bir nota bastı. Meryem derin bir nefes aldı.
Rıza kontağı kapattı. Yusuf, iki evin arasına bir kalp çizdi. Saat hâlâ çalışmıyordu.
Ama insanlar çalışıyordu. Birbirine. Hayata. Ve o an herkes şunu anladı:


Deprem herkesi aynı anda yıkmıştı, ama dayanışma yavaş yavaş ayağa kaldırıyordu.

 

Mehmet BEDELCİGİL


 



Mehmet BEDELCİGİL

Okunma Sayısı: 48


216.73.216.28








YAZARIN DİĞER YAZILARI

Başkan'ın Mesajı
Köşe Yazıları




































Aidat Borcu Sorgulama
Günlük Gazeteler
Yararlı Linkler
Reklam
Dosya İndirme Panosu

Yazarlar ve Şairler Dayanışma Derneği

© Copyright 2022  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Dernek Sitesi


Top