| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 44,6474 | 44,7278 | |
| EURO | 52,6281 | 52,7229 | |
| Bugün: | 454 |
| Dün: | 527 |
| Toplam: | 14518 |
İnsanlık Güncellendi: Kalpler eski sürüm
Geçmiş dediğimiz şey aslında takvimde kalmış günler değil… İçimizde bir yer. Hiç beklemediğin bir anda açılan, bazen bir koku, bazen bir şarkı, bazen de eski bir fotoğrafla yoklayan bir yer… Çünkü insan yaşadıklarını değil… hissettiklerini hatırlar. O yüzden geçmişi özlerken aslında zamanı değil, o zamanın içindeki kendimizi özlüyoruz.
Eskiden hayat daha mı güzeldi? Belki değildi. Ama daha gerçekti. Mesela biri kapını çaldığında “haber verseydin” demezdi kimse. Gelen gelmiştir… ve o gelişi kıymetliydi. Şimdi herkes birbirine bir tık kadar yakın… ama bir o kadar uzak. Yazıyoruz, görüyoruz, cevap veriyoruz… ama bir türlü ulaşamıyoruz.
Eskiden “nasılsın?” sorusu gerçekten sorulurdu. Cevabı dinlenirdi. Hatta bazen uzun uzun anlatılırdı. Şimdi soruyoruz… ama çoğu zaman cevabı beklemiyoruz bile.
Aynı sofrada oturmak demek, aynı hikâyenin içinde olmak demekti. Şimdi aynı masada oturup herkes kendi sessizliğine gömülüyor.
Eskiden dostluklar yavaş başlardı. Bir bakışla, bir güvenle, bazen uzun bir suskunlukla… Ama kolay kolay da bitmezdi. Şimdi her şey hızlı: tanışmak, alışmak, vazgeçmek… İnsanlar hayatımıza giriyor ama kalbimize uğramadan çıkıyor.
Bir mektup vardı eskiden… Uzun uzun yazılır, beklenirdi. Zarfın içinde sadece kelimeler değil, biraz özlem, biraz sabır olurdu. Şimdi mesajlar saniyeler içinde geliyor… ama çoğu zaman hiçbir yere varmıyor.
Vedalar bile değişti. Eskiden insanlar giderdi. Şimdi gitmiyorlar… sadece yavaş yavaş hayatımızdan siliniyorlar.
Geçmişi güzel yapan şey, her şeyin kusursuz olması değildi. Aksine, o eksiklerin içinde bile insanın insana yer açabilmesiydi. Şimdi herkes dolu… Zihinler dolu, telefonlar dolu, ajandalar dolu… Ama bir şekilde kalpler boş. İnsan artık yalnız değil belki… ama yalnız hissediyor. O yüzden sığınıyoruz bazen: bir şiire, bir şarkıya, bir filme… Çünkü orada yarım kalmayan duygular var. Orada kesilmeyen cümleler, yarıda bırakılmayan hikâyeler var. Orada insan hâlâ insana değebiliyor. Ama gerçek hayatta… dokunamadığı yerden eksiliyor insan.
Ve galiba bu çağın en sade, en can acıtan gerçeğini Oğuz Atay çoktan söylemiş:
“Bazılarımız şiirlere, şarkılara, filmlere, kitaplara tutunuyor… Sanırım artık insan, tutunamıyor insana.”
Derya Demirli