| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 48,1745 | 48,2613 | |
| EURO | 55,8652 | 55,9658 | |
| Bugün: | 299 |
| Dün: | 268 |
| Toplam: | 56229 |
Vapura Binemeyen Çocuklar
Bazı şehirler insanı büyütür. Bazıları ise insana, büyümek zorunda olduğunu öğretir.
İstanbul, ikisini de yapan şehirlerden biridir.
Bir çocuğun gözünden bakıldığında İstanbul; minareleri, köprüleri, yalıları ve ışıklarıyla büyük bir masal gibi görünür. Fakat her masalın içinde anlatılmayan çocuklar vardır. Şehrin bütün ihtişamına bakıp da ona dokunamayan, denizi görebildiği hâlde karşı kıyıya geçemeyen, vapurun düdüğünü duyduğu hâlde güvertesine çıkamayan çocuklar…
Belki de bazı çocukların çocukluğu, bir vapurun arkasından bakarak geçer.
“Vapura binmek” ilk bakışta basit bir eylemdir. Bir bilet alırsın, turnikeden geçersin, güverteye çıkarsın ve şehir yavaşça senden uzaklaşırken İstanbul’u başka bir açıdan seyredersin. Fakat yoksulluğun içinden bakıldığında bir vapur, yalnızca ulaşım aracı değildir.
Bir ihtimaldir.
Bir çocuğun önünden geçen ve onun için ulaşılması mümkün olmayan küçük bir hayaldir.
Çünkü yoksulluk yalnızca cebindeki paranın azlığı değildir. Bazen insanın hayatındaki ihtimallerin azalmasıdır. Başkalarının sıradan kabul ettiği şeylerin senin için lüks hâline gelmesidir. Bir simidin, bir biletin, bir yolculuğun bile hesaplanarak yaşanmasıdır.
Çocukken bunu kimse sana anlatmaz.
Sen yalnızca cebindeki paraya bakarsın.
Sonra vapura bakarsın.
Sonra tekrar cebine…
Ve insan bazı şeyleri daha çocukken öğrenir. Herkesin aynı şehirde yaşamadığını, aynı gökyüzünün altında herkesin aynı imkânlara sahip olmadığını, bazı kapıların kilitli olmadığını ama yine de açılamadığını…
İstanbul’un en büyük çelişkilerinden biri de budur.
Şehir herkese açık görünür.
Deniz herkese aittir. Gökyüzü herkese aittir. Vapur herkes içindir. Kıyılar herkese açıktır.
Ama bazı insanlar bütün bunların yalnızca seyircisi olur.
İskeleye kadar gelirler fakat vapura binemezler.
Çünkü bazen insanı durduran turnike değildir.
Hayattır.
Çocukluğumuzu hatırlarken çoğumuz güzel şeyleri seçeriz. İlk bisikletimizi, ilk arkadaşımızı, okul çıkışlarını, bayramları, sokakta oynadığımız oyunları…
Oysa bazı çocuklukların hafızasında başka görüntüler vardır.
Bir vapurun uzaklaşan sesi.
Kıyıda bekleyen eller.
Ceplerde yoklanan bozuk paralar.
Ve insanın henüz çocukken öğrendiği o ağır cümle:
“Bugün de olmaz.”
Belki de büyümek biraz da bu cümlelerin birikmesidir.
Bir süre sonra insan yalnızca vapura binemediğini hatırlamaz. Binmek istediği başka şeyleri de hatırlar: Gitmek istediği şehirleri, okumak istediği kitapları, sahip olmak istediği oyuncakları, söylemek isteyip sustuğu sözleri…
Hayatın kıyısında beklemek böyle bir şeydir.
Gidenlerin arkasından bakarsın.
Bir süre sonra onların gidişine alıştığını sanırsın.
Fakat insan, kaçırdığı her vapurla biraz daha kendi içinde bir iskele kurar.
Ve belki de yıllar sonra bir vapura bindiğinde, aslında yalnızca denizin üzerinde ilerlemiyorsundur.
Çocukluğundaki o kıyıdan da ayrılıyorsundur.
Fakat burada edebiyatın sorumluluğu başlıyor.
Çünkü edebiyat, yalnızca güzel cümleler kurmak değildir. Görülmeyeni görünür kılmaktır. Kalabalığın içinde adı unutulan insanlara bir isim vermektir. Şehrin ışıklarının altında karanlıkta kalan hayatlara bakmaktır.
Bir şair, bazen bir vapuru anlatırken aslında bir toplumu anlatır.
Bir iskeleyi anlatırken bir sınıfı anlatır.
Bir çocuğu anlatırken binlerce çocuğun sessizliğine dokunur.
Bu yüzden şiir, yalnızca şairin kendisine ait değildir.
Okuyucunun hayatına değdiği anda başka bir anlam kazanır.
“Son vapur” belki de gerçekten son vapur değildir. Belki her gün birileri bir vapura yetişiyor, birileri kaçırıyor, birileri ise hâlâ kıyıda bekliyor.
Asıl mesele, bizim hangi tarafta olduğumuzdan çok, kıyıda bekleyenleri görüp görmediğimizdir.
Çünkü bir şehrin gerçek zenginliği, kaç tane vapuru olduğuyla değil; o vapurlara herkesin binebilip binemediğiyle ölçülmelidir.
Ve belki bir gün İstanbul, kıyıda bekleyen bütün çocukları tanır.
O gün vapurlar yalnızca yolcu taşımaz.
Biraz umut taşır.
Biraz adalet.
Biraz da geçmişte kıyıda kalmış çocukların hayalini…
Çünkü bazı insanlar gerçekten bilet alamaz.
Ama hiçbir çocuk, bir hayalin bedelini ödemek zorunda kalmamalıdır.
Şiyar DUMAN