| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 48,0732 | 48,1598 | |
| EURO | 55,9845 | 56,0853 | |
| Bugün: | 185 |
| Dün: | 390 |
| Toplam: | 55523 |
HAYATIN MUTFAĞI
Hayat, aslında anne eli değmiş bir mutfağı saran mis gibi kurabiye kokusuna benzer. Özenle yoğrulmuş, sevgiyle pişirilmiş ve paylaşıldıkça çoğalan sıcacık bir tat bırakmak ister insan geriye.
Kimi kalemiyle, kimi elleriyle, kimi emeğiyle, kimi de sessizce yaptığı işin hakkını vererek bu kokuya ortak olur. Çünkü üretmek yalnızca bir meslek değil; insanın hayata “Ben buradayım” deme biçimidir.
Ancak hayat her zaman adil masalar kurmaz. Bazı insanlar kendilerine sunulan hayatın kıymetini bilmezken, bazısı için özlemi çekilen bir mutfaktır yaşam... O mis kokulu sıcaklığı ömrü boyunca hiç tatmamış olanlar ile elindekinin değerini fark etmeden tüketenler yan yanadır bu dünyada.
Belki de mutfakta annemiz hiç olmadan bunu başarmak zorunluluğuyla yaşayanlardanız… Belki her gün önümüze gelen rutin bir sunuş, bize çok sıradan, hatta değersiz gibi geliyor. Oysa şartlar ne olursa olsun, her emeğin kendine ait bir mutfağı vardır. Ve biz o mutfakta, o hamura dokunmak, onu daha kıymetli kılmak zorundayız. Belki de o mutfağın mutluluk veren kurabiye pişiricisi, bizzat kendimiz olmak zorundayız.
Bir yazar kelimeleriyle bir dünya kurar, bir ressam renklerle konuşur, bir müzisyen sessizliğe ses verir. Ama sanat yalnızca galerilerde, kitaplarda, sahnelerde değildir. Sabah erkenden dükkânını açan bakkalın müşterisine gösterdiği özen de, işini yılların deneyimiyle incelten ustanın alın teri de, çocuğuna yalnızca bilgi değil merak aşılayan öğretmenin çabası da o mutfağın hamuruna katılan sevgisi de sanattır. İnsan, yaptığı işe ruhunu katıyorsa, kendi alanında bir sanatçıdır. Asıl mesele hangi mesleği yaptığımız değil; o mesleği neden ve nasıl yaptığımızdır.
Fakat hayatın bir sanatı daha var: İnce düşünebilmek.
Karşımızdakinin yalnızca söylediklerini değil, söyleyemediklerini de duyabilmek… Haklı olsak bile kırmamayı seçmek… Çağımızın en büyük yanılgısı olan o soğuk "Bana ne?" cümlesini elinin tersiyle itip bir çocuğun gözündeki hüznü, bir çalışanın görünmeyen emeğini, bir insanın yalnızlığını fark edebilmektir. Tıpkı o kurabiyenin kiminle paylaşılacağını bilmek, o sıcaklığı hiç tatmamışlara da ulaştırabilmek gibi…
Ne kendini küçültecek kadar mütevazı ne de başkalarını küçümsetecek kadar kibirli olmak… Kendi ışığını yakarken başka birinin ışığını söndürmemek; asıl denge budur.
Sonunda elimizde unvanlar, makamlar değil; geriye bıraktığımız etki kalır. Birinin hayatını kolaylaştırdıysak, bir çocuğun hayaline dokunduysak, işimizi dürüstçe yaptıysak… İşte o zaman gerçekten var olmuşuzdur.
Ve günün sonunda o tek soru kalır geriye:
“İnsan olarak bu dünyaya ne kattım?”
Cevabımız varsa… Yalnızca yaşamamış, var olmuşuzdur.
Çünkü en büyük sanat, bir eser yaratmak değil yalnızca; kendini kaybetmeden yaşamak, başkasını ezmeden yükselmek, işini severek yapmak ve geçtiğin yerde insanın yüreğine dokunabilmektir.
Bir gün belki annemiz olmayacak ama o kurabiyenin mutfağı saran kokusu hafızamızdan silinmeyecek.
Kisacası;
En büyük sanat: Hayatın mutfağında insan olabilmek.
Sibel ATAPEK