| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 47,4497 | 47,5352 | |
| EURO | 54,6882 | 54,7867 | |
| Bugün: | 42 |
| Dün: | 282 |
| Toplam: | 47731 |
Birçok anneanne, babaanne ve dede zaman zaman aynı cümleyi kuruyor:
"Eskiden bana sarılırdı, şimdi ise ters cevap veriyor."
Bu cümleyi duyduğumda aklıma ilk gelen soru şu oluyor: Acaba gerçekten değişen çocuğun sevgisi mi, yoksa değişen gelişim süreci mi?
Toplum olarak çocukların davranışlarını çoğu zaman yetişkin bakış açısıyla değerlendirme eğilimindeyiz. Oysa okul ve ilkokul çağındaki bir çocuğun dünyası, bizim düşündüğümüzden çok daha karmaşık ve yoğun duygularla doludur. Gün içinde okul yaşamı, arkadaş ilişkileri, başarı beklentisi, kurallar, sosyal uyum çabası ve büyüme süreci; çocukların zaman zaman duygularını yönetmesini zorlaştırabilir. Bunun sonucunda en güvenli hissettikleri kişilere karşı daha sert, daha mesafeli ya da daha tepkili davranabilirler.
Bu durum çoğu zaman sevginin azaldığını değil, çocuğun duygularını henüz sağlıklı biçimde ifade edemediğini gösterir.
Ne yazık ki bu davranışlar aile büyükleri tarafından bazen kişisel algılanabiliyor. "Artık beni sevmiyor.", "Ben ne yaptım ki?" ya da "Eskiden böyle değildi." düşünceleri kırgınlığa dönüşebiliyor. Oysa çocuklar sevgilerini her zaman sözcüklerle göstermezler. Bazen en çok ihtiyaç duydukları kişilere karşı duygularını kontrol etmekte zorlanırlar. Çünkü bilirler ki o sevgi onları yine de kabul edecektir.
İşte tam da bu noktada anneanne, babaanne ve dedelere önemli bir görev düşmektedir.
Çocuğun öfkesine öfkeyle karşılık vermek yerine sakin kalabilmek, onu yargılamak yerine anlamaya çalışmak ve sevgiyi davranış şartına bağlamamak büyük bir kazanımdır. Çocuklar unutmaz; kendilerine zor zamanlarında nasıl davranıldığını hafızalarına kaydederler. Bugün gösterilen anlayış, yarının güçlü aile bağlarının temelini oluşturur.
Aile içinde bir başka önemli sorumluluk ise anne ve babaya aittir.
Anne ve baba, çocuk ile aile büyükleri arasındaki iletişimi güçlendiren, karşılıklı anlayışı destekleyen ve empatiyi geliştiren kişiler olmalıdır. Çocuğun duygularını dinlemek kadar, anneanne ve dedenin de kırılabileceğini uygun bir dille anlatabilmek önemlidir. Aynı şekilde aile büyüklerinin de çocuğun gelişimsel özelliklerini anlamasına yardımcı olmak, kuşaklar arasındaki iletişimi güçlendirecektir.
Unutulmamalıdır ki çocuk eğitiminde en etkili yöntem, suçlu aramak değil; birbirini anlamaya çalışmaktır.
Çocuklar büyür, gelişir ve zamanla duygularını yönetmeyi öğrenirler. Bu yolculukta onların en büyük ihtiyacı; sabır, güven, anlayış ve koşulsuz sevgidir. Sevgiyle kurulan her bağ, yalnızca bugünü değil, gelecekte kurulacak aile ilişkilerini de şekillendirir.
Anneanneler, babaanneler ve dedeler; çocukların yalnızca geçmişi dinledikleri insanlar değildir. Onlar aynı zamanda aile kültürünü, değerleri, sevgiyi ve aidiyet duygusunu gelecek kuşaklara taşıyan en kıymetli köprülerdir.
Çocukların zaman zaman gösterdiği tepkilere değil, o davranışların ardındaki duyguya odaklanabilirsek; kırgınlıkların yerini anlayış, mesafelerin yerini ise yeniden sevgi alacaktır.
Çünkü çocuklar en çok, kendilerini anlayan büyüklerin yanında büyürler.
İlknur Gençoğlu Yıldırım