• slayt
Duyurular
Aidat Borcu Sorgulama
Son Eklenen Video
Bizi Takip Edin
İzmir Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 47,8293   47,9155
EURO 55,3660   55,4658
Özlü Sözler
"Okumayan insan, hayata tek bir pencereden bakar, bildiği ezber cümlelerle olayları yorumlar ve dar kalıplı bakış açısına sahip olur." Sokrates
Ziyaretçi Sayacı
Bugün: 90
Dün: 451
Toplam: 51953
Yapaylığın İçinde Gerçek Kalabilmek

Yapaylığın İçinde Gerçek Kalabilmek

​Geçenlerde bir masada oturuyordum.
Karşımda birkaç insan vardı. Konuşuyor, gülüyor, birbirlerinin cümlelerini tamamlıyorlardı. Dışarıdan bakıldığında sıcak, samimi bir arkadaşlık görüntüsü vardı.
Ama bir süre sonra masadaki tuhaflığı fark ettim.
Herkes konuşuyor, kimse gerçekten dinlemiyordu.
Herkes gülümsüyor, kimsenin gözleri gülmüyordu.
Herkes birbirine yakın duruyor ama aralarında görünmeyen bir mesafe vardı.
​Birisi bir fikir söyledi.
Herkes başını salladı.
Kimse karşı çıkmadı.
Kimse “Ben böyle düşünmüyorum.” demedi.
Kimse gerçeğin rahatsız edebilecek tarafına dokunmadı.
Çünkü artık birçok insan için herkesi memnun etmek, kendisi olmaktan daha kolay.
​Oysa insanın herkesi memnun etmeye çalışması, çoğu zaman kendinden eksiltmesidir.
Kendi fikrini saklamak…
İstemediği halde “olur” demek…
Kırılmasın diye susmak…
Dışlanmamak için her ortama göre, deyim yerindeyse bukalemun gibi renk ve şekil değiştirmek…
Bunların hepsi zamanla insanı kendisinden uzaklaştırır.
​Oysa sınırlarının olması, insanları küçümsemek ya da kendini herkesten üstün görmek değildir.
Sınır, insanın kendisine duyduğu saygının dışarıdaki yansımasıdır.
Kendine saygısı olan insan, herkes tarafından sevilmeyi değil; kendi değerlerinden vazgeçmeden var olmayı seçer.
​Bu yüzden bazen “Hayır.” demek gerekir.
Bazen karşı çıkmak…
Bazen “Ben bunu doğru bulmuyorum.” diyebilmek…
Bazen de herkesin alkışladığı bir yerde sessizce ayağa kalkıp kendi gerçeğinin yanında durabilmek gerekir.
​Bunlar insanı itici gösterebilir.
Çünkü alkışlamak kolaydır.
Karşı koymak cesaret ister.
Herkesin hoşuna gidecek cümleyi kurmak kolaydır.
Gerçeği söylemek ise bedel gerektirir.
​Üstelik gerçekçilik çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Açık sözlü olan kaba sanılır.
Mesafeli olan soğuk sanılır.
Sınır koyan kibirli sanılır.
Karşı çıkan huysuz sanılır.
​Oysa samimiyet her zaman yumuşak olmak değildir.
Bazen bir insanın yüzüne bakıp,
“Kendine bunu yapma.”
diyebilmektir.
Bazen yanında durmak değil, yanlışının karşısında durmaktır.
Çünkü seni gerçekten önemseyen insan, seni kaybetmemek için her söylediğini onaylayan kişi değildir; gerektiğinde seni kendinle yüzleştirebilen kişidir.
​Bugün ise bunun tam tersine benzeyen bir insan modeli çoğalıyor.
Her ortama göre şekil değiştiren…
Kimin karşısında nasıl davranacağını hesaplayan…
Çıkarı için sessiz kalan.
Hangi cümlenin nerede işe yarayacağını bilen…
Sevmediği halde seviyor gibi davranan…
İnanmadığı halde inanıyormuş gibi konuşan…
Sanki duyguları bile önceden programlanmış yapay zeka davranışlı insanlar.
​Ne zaman güleceği belli.
Ne zaman neye iltifat edeceği belli.
Ne söylemesi gerektiği belli.
Ama bütün bu kusursuz görüntünün içinde eksik olan, asıl olması gereken gerçeklik.
​İnsan bir algoritma değildir.
Her zaman doğru cümleyi kurmaz.
Bazen susar.
Bazen yanlış anlaşılır.
Bazen öfkelenir.
Bazen “Hayır.” der.
Bazen karşı çıkar.
Bazen herkesin düşündüğünün aksini söyler.
Ama bütün bunların içinde kendi kalabiliyorsa, işte orada insan vardır.
​Çünkü gerçek insan, her zaman hoş görünmeye çalışmaz.
Kendini pazarlamaz.
Kendisini kabul ettirmek için kişiliğini değiştirmez.
Herkesin sevgisini kazanmak uğruna kendi değerlerinden vazgeçmez.
Ve belki de en önemlisi, kendine yabancılaşmaz.
​Bazen iyi birer gözlemci olan, sınırları bulunan insanlar ilk karşılaşmada biraz itici bulunabilir.
Çünkü rol yapmazlar.
Her gülümsemeleri hesaplı değildir.
Her sözleri süslü değildir.
Gerektiğinde itiraz ederler.
Gerektiğinde mesafe koyarlar.
Gerektiğinde sessiz kalırlar.
Ama zamanı geldiğinde bütün sertliklerini bir kenara bırakıp, hiç beklemediğin bir sıcaklıkla yanında durabilirler.
​İşte samimiyet biraz da budur.
Her zaman aynı tonda konuşmak değil;
ne zaman susacağını, ne zaman karşı koyacağını, ne zaman gerçeği söyleyeceğini ve ne zaman sarılacağını bilmek değerlidir.
​Çünkü yapaylık çoğu zaman ilk bakışta güzeldir.
İnsanı yormaz.
İtiraz etmez.
Rahatsız etmez.
Herkese kendisini iyi hissettirir.
Ama zaman geçtikçe o pürüzsüz yüzeyin altında hiçbir derinlik olmadığı fark edilir.
​Gerçeklik ise pürüzlüdür.
Bazen canını sıkar.
Bazen seni düşündürür.
Bazen hoşuna gitmeyen bir gerçekle yüzleştirir.
Ama içinde hayat vardır.
İnsan vardır.
Vicdan vardır.
Samimiyet vardır.
Ve en önemlisi, insanın kendini geliştirmesine ışık olur.
​Belki de bu yüzden artık kusursuz görünen insanlardan çok, gerçek olan insanlara ihtiyacımız var.
Herkesi memnun etmeye çalışmayan…
Kendi sınırlarını bilen…
Gerektiğinde karşı koyabilen…
Yanlış gördüğünde söyleyebilen…
Ama bütün bunları yaparken insanlığını, merhametini ve samimiyetini kaybetmeyen insanlara…
​Çünkü kendine saygı duyan insan, herkese göre şekil değiştirmez.
Kendi sınırlarını bilir.
Kendi gerçeğini korur.
Ve bilir ki;
Herkesin seni sevmesi mümkün değildir.
Ama kendini kaybetmeden yaşayabilmek mümkündür.
​Belki de gerçek özgürlük tam burada başlar.
Başkalarının beklentilerine göre şekillenen bir kopya olmaktan çıkıp, bütün kusurlarına rağmen kendi yüzünü taşıyabilmek...
Çünkü hayatın sonunda geriye kimin bizi ne kadar beğendiği değil,
Bizim kendimize ne kadar sadık kaldığımız değerlidir.



Sibel ATAPEK



Okunma Sayısı: 86

216.73.216.171

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Başkan'ın Mesajı
Köşe Yazıları




























Yararlı Linkler

Yazarlar ve Şairler Dayanışma Derneği

© Copyright 2025  V4.7 Tüm Hakları Saklıdır.

Hazır Dernek Sitesi



Whatsapp  Destek
Whatsapp Destek