• slayt
Duyurular
Aidat Borcu Sorgulama
Son Eklenen Video
Bizi Takip Edin
İzmir Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 47,5229   47,6085
EURO 54,7749   54,8736
Özlü Sözler
"Okumayan insan, hayata tek bir pencereden bakar, bildiği ezber cümlelerle olayları yorumlar ve dar kalıplı bakış açısına sahip olur." Sokrates
Ziyaretçi Sayacı
Bugün: 226
Dün: 299
Toplam: 48873
Çiçekçi

Çicekçi

Bir zamanlar o sayfaları yazarken dünyayı değiştirebileceğine ne kadar da emindi. Bir çocuğun saf gülüşünde huzuru arar, çoğu zaman da bulurdu. En büyük umudunu gerçek sevgiyi hissettiren sarılmalara, küçücük şeylerden mutlu olabilen minicik kalplere adamıştı. Bir kitapla onlara ulaşmayı, bir kez daha gülmelerine tanıklık etmeyi istemişti.
Şimdi ise gerçek, perdenin arkasından sızan soğuk bir ışık gibi odanın her köşesine yayılıyordu.
Daktilodaki son kâğıdı aldı, dosyasına koydu ve koltuğunun altına sıkıştırdı. Ardından paltosunu giyip sokağa çıktı.


Sabahın erken saatleriydi.
Caddelerde işe yetişmeye çalışan, uykusunu tam alamamış insanların hızlı adımları yankılanıyordu. Her yüz aynı telaşı, aynı yorgunluğu taşıyordu.
Şehir sanki biraz önce yazdığı dizeleri doğrulamak ister gibi her köşede farklı bir yanılsama sunuyordu.
Vitrinler ışıl ışıldı.
İnsanlar şık görünüyordu.
Ama o artık kıyafetlere, süslere ve parlak camlara değil; insanların gözlerine bakıyordu.
Yorgun ama gerçek gözlere...
Amacı, insanların çocukken kolayca buldukları o gülümsemeyi nasıl kaybettiklerini anlamaktı.
O dinginliğin, o samimiyetin neden yitirildiğini...
Tam o sırada caddenin köşesinde duran küçük çiçek tezgâhı dikkatini çekti.
Bir adam çiçeklerini özenle suluyordu.
Diğer insanların yüzlerindeki yorgunluğun aksine, onun yüzünde dingin bir mutluluk vardı.
Adımlarını yavaşlattı.


Çiçekçinin önünde durduğunda taze nergislerin, güllerin ve ıslak toprağın kokusu; az önce içinden çıktığı o mürekkep kokulu kasvetli odayı bir anlığına zihninden sildi.
Adam, elindeki eski maşrapayla suyu yaprakların üzerinde gezdirirken sanki dünyadaki tüm karmaşadan uzak, kendine ait gizli bir bahçede yaşıyordu.


Yazar, cebindeki not defterine uzandı ama sonra vazgeçti.
İzlemeye devam etti.
Bu kez sadece bakmak, sadece anlamak istiyordu.
“Herkes bir yerlere geç kalmış gibi koşarken,” dedi kısık bir sesle, “siz nasıl bu kadar zamanında kalabiliyorsunuz?”
Çiçekçi başını kaldırdı.
Gözleri, vitrinlerdeki yapay ışıklardan değil de doğrudan güneşten pay almış gibi parlıyordu. Gülümsemesi, zoraki bir neşeye benzemiyordu.
İçinde sessiz bir huzur taşıyordu.
Ama cevap vermedi.
Yazar birkaç saniye sustu.
“Her gün burada mısınız?” diye sordu.
Çiçekçi bir saksıyı düzeltti.
Sonra yüzüne bakıp gülümsedi.
“Evet,” dedi.
“Ben her sabah tam olmam gereken yere geliyorum.”
Yazar şaşkınlıkla baktı.
“Peki,” dedi, “açık havada, az kazançla çalışırken yüzünüzdeki bu huzurun sebebi ne?”
Çiçekçi hafifçe güldü.
“Elimden geçen çiçeklerin çoğu birbirini seven insanlara gidiyor,” dedi.
“Ben de onların hikâyelerine küçük bir köprü oluyorum.”
Elindeki maşrapayla birkaç damla daha bıraktı yaprakların üzerine.
“Bilir misin?” dedi.
“Çiçekler beklemeyi, konuşmadan güzellik sunmayı ve insanlar arasında bağ kurmayı iyi bilir. Ben de bunu onlardan öğrendim.”
Bir an durdu.
“Basit görünürler ama mutlu etmedikleri insan çok azdır.”
Gözleri uzaklara daldı.
“Bunu keşfettiğimde işsizdim. Cebimde beş kuruş yoktu.”
Yazar sessizce dinliyordu.
“Sevdiğim kadın da beni terk etmişti.”
Cümlesinden sonra çiçekci bir süre sustu.
“Bir gün ona çiçek almak için çıktım. Sonra düşündüm... İnsan başkasına vermek istediği şeyi önce kendisine vermeli.”
Yazar başını kaldırdı.
“Peki sonra?” diye sordu.
Çiçekçi gülümsedi.
“Bu soruyu soracağını biliyordum.”
Bir nergisi avucuna aldı.
“Gitti...” dedi sakince.
Biraz durdu.
“Ama giderken farkında olmadan bana bir şey bıraktı.”
“Ne bıraktı?”
“Beklemeyi.”
Yazar sustu.
Çiçekçi gözlerinin içine baktı.
“İnsan sevdiğini beklerken kendini de tanıyor. Ben onu beklerken şunu fark ettim; eksik olan  sadece onun sevgisi değilmiş…”
Elindeki çiçeği yavaşça yerine bıraktı.
“Asıl eksik olan, kendi içimde kuruttuğum bahçeymiş.”
 O an 
sabah güneşi yavaş yavaş çiçeklerin üzerine düşüyordu.
“İnsanlar beklemeyi unuttukları için gülümsemeyi de yitirdiler,” dedi.
“Her şeyi hemen istiyorlar; sevgiyi, huzuru, mutluluğu... Ama bazı şeyler çiçek gibidir. Zamanı gelmeden açmaz.”
Yazar, elindeki dosyayı koltuğunun altında biraz daha sıkı kavradı.
Aylardır daktilosunun başında kurduğu karmaşık cümlelerin, bu adamın sade cümleleri karşısında ne kadar ağır kaldığını fark etti.


Bir zamanlar çocuklara anlatmaya çalıştığı o temiz dünya aslında uzak bir hayal değildi.
Belki de tam şu anda, avuçlarının içindeki nergis kokusunda saklıydı.
Sokağın ortasında durmuştu.
Bu kez zihninde bir yanılsamanın değil, bir değişimin ilk cümlesi doğuyordu.
Artık ne anlatacağını biliyordu:
Kaybolan çocukluğu değil; insanın içinde sakladığı o bahçeyi her sabah sulamayı seçenleri...
Çünkü bazı insanlar çiçek satmazdı;
insanlara unuttukları mevsimleri geri verirdi.
Sibel ATAPEK



Sibel ATAPEK



Okunma Sayısı: 193

216.73.216.218

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Başkan'ın Mesajı
Köşe Yazıları























Yararlı Linkler

Yazarlar ve Şairler Dayanışma Derneği

© Copyright 2025  V4.7 Tüm Hakları Saklıdır.

Hazır Dernek Sitesi



Whatsapp  Destek
Whatsapp Destek