| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 48,7323 | 48,8201 | |
| EURO | 55,8513 | 55,9519 | |
| Bugün: | 195 |
| Dün: | 358 |
| Toplam: | 63622 |
Çatlak Ayna
Edebiyat, kusursuz insanların dünyası değildir. Tam tersine... Edebiyat, insanın sakladığı yerlerden doğar. Bir suskunluğun içindeki çığlıktan, bir gülüşün ardındaki kırgınlıktan, bir kahramanın cesaretinin gölgesindeki korkudan...
Çünkü insan tek bir yüz değildir. Ve iyi edebiyat, insanı cilalamaz; çatlaklarıyla gösterir.
Belki de bu yüzden edebiyatı bir aynaya benzetirim. Ama pürüzsüz, tertemiz bir aynaya değil... Çatlak bir aynaya. Çünkü edebiyat bize kendimizi tek bir görüntüde göstermez. Bir şiirde yıllardır sakladığımız kırgınlığı buluruz. Bir öyküde kendi korkumuzla karşılaşırız. Bir romandaki karakterin yalnızlığında kendi suskunluğumuzu görürüz. Kitabı kapatırız, ama bazı cümleler kapanmaz; içimizde yaşamaya devam eder. İşte edebiyatın gücü biraz da budur: Bizi anlatırken bize bizi hatırlatır.
Fakat herkes aynaya bakmayı sevmez. Özellikle de ayna, görmek istediğimiz kişiyi değil, olduğumuz kişiyi gösteriyorsa... İnsan kendisini alkışlayan aynaları sever. Çünkü orada kusur yoktur, yalnızca güzel tarafları görünür. Takdir vardır, övgü vardır, onay vardır. Sonra insan buna alışır ve bir süre sonra eleştiri geldiğinde, söylenen sözün içeriğine değil, kendisine yöneldiğini düşünür. İşte o anda ego konuşmaya başlar: "Beni nasıl eleştirirsin?"
Oysa mesele çoğu zaman insanın kendisi değildir. Mesele, aynada gördüğü görüntüdür. Bazı kalemler de böyledir; mürekkebiyle değil, aldıkları alkışla yazmaya başlarlar. Ne yazacaklarını hakikatten değil, neyin beğenileceğinden seçerler. Oysa gerçek edebiyat, alkışın peşinden gitmez; gerçek edebiyat, alkışın sustuğu yerde başlar. Çünkü yazarın işi herkesi memnun etmek değil, kendi cümlesine dürüst olmaktır.
Her eleştiri doğru değildir, ama her eleştiriyi reddetmek de insanı haklı yapmaz. Bazen bir eleştiri, yazara açılan gizli bir kapıdır. Bazen tek bir cümle, yıllardır fark edilmeyen bir eksikliği gösterir. Ve insanın olgunluğu burada belli olur: Sözü söyleyeni susturmakta mı, yoksa sözün içinden kendisine ait olan gerçeği bulmakta mı?
Edebiyat yalnızca güzel kelimeler yan yana gelsin diye var değildir. Edebiyat, insanın içindeki karanlık odalara da ışık götürür; korkuya, kibre, kıskançlığa, yalnızlığa, yenilgiye, onaylanma ihtiyacına, bütün o sakladığımız zaaflara... Çünkü insanın hikâyesi yalnızca güçlü taraflarından oluşmaz. Bazen insanın en gerçek hikâyesi, sakladığı zaafında başlar.
Bir karakteri kusursuz yazarsanız, onu yaşatamazsınız. Çünkü kusursuz insan edebiyatta değil, yalnızca vitrinde vardır. Gerçek karakter düşer, yanılır, korkar, kıskanır, bazen yanlış yapar. Ama sonra aynaya bakar; onu insan yapan da budur. Yazar için de değişen bir şey yoktur. Kendi yazdığı aynaya bakabilmek, kendi cümlesindeki fazlalığı görebilmek, kendi düşüncesindeki yanlışı kabul edebilmek gerekir. Çünkü edebiyat, egonun değil, hakikatin alanıdır.
Ben kusursuz cümlelerin peşinde değilim. İnsana değen cümlelerin peşindeyim. Okurun elinden kitabı bırakıp bir süre sessiz kalmasını, bir cümlenin içinde kendisini bulmasını, yıllardır kaçtığı bir gerçekle karşılaşmasını istiyorum. Çünkü güzel cümle etkileyebilir, ama gerçek cümle insanın içinde yer değiştirir.
Ve belki de edebiyatın en büyük cesareti şudur: Kendimizi anlatırken kendimizden saklanmamak.
Çatlak aynadan korkanlar aynayı kırar. Yazar ise parçalarını toplar, önüne koyar, yüzüne bakar ve gördüğü her çatlağa bir cümle yazar.
Çünkü bazı çatlaklar saklanmak için değil, ışığın içeri girmesi için vardır.
Sibel ATAPEK
Sibel ATAPEK