| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 49,8827 | 49,9726 | |
| EURO | 55,8953 | 55,9960 | |
| Bugün: | 388 |
| Dün: | 589 |
| Toplam: | 83726 |
Yazarlığın dışarıdan epeyce konforlu, masalsı bir dünyası olduğu zannedilir. Saf kelimeler sarf etmek, sürekli mutluluk üzerine yazmak, okura pürüzsüz Polyanna cümleleri sunmak... Dış gözler için edebiyat tam olarak budur: Zararsız bir sığınak, bir teselli iksiri.
Ne var ki, toplumsal gerçekliğe geniş bir perspektiften bakan biri için durum asla böyle değildir.
Çünkü bu dünyada masumiyet yalnızca iki yere sığınmıştır: Henüz dünyayla kirletilmemiş çocuklara ve sadece karnını doyurmak için avlanan doğanın dengesindeki hayvanlara... İşin içine insan girdikten sonra masumiyet biter; hırs, çatışma ve gölge baş gösterir. İnsanı konu alan edebiyat da bu yüzden asla masum kalamaz.
Aslına bakarsanız, masumiyetin ardına sığınmak bir tür korku kınına girmektir. Her şey güllük gülistanlık gibi yazmak; ya koca bir vurdumduymazlığı ya da "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" bencilliğini gerektirir. Bencillik lüksü olmayan bir yazar için yazı masası kaçış alanı değil, hakikatle hesaplaşma ringidir.
Sanat ve edebiyat; laf olsun diye kelime dizmek, geçmişi sadece hatırlatmak ya da sayfa doldurmak değildir. Bir metin bilgi veriyorsa hayatta karşılığı olmalı; sevgi yazılıyorsa okuyan onu göğsünün ortasında hissetmeli, acı yazılıyorsa okur orada kendi gerçeğini bulmalıdır.
Çünkü kelimeler pamuktan değil, zımparadan yapılmıştır. Kalemin en büyük görevi sorgulatmaktır; okura düz yolda yürüdüğünü sandığı anda bir engel çıkarmak ve insanı o engelde asılı bırakmaktır. Kalem, keskin bir kılıç gibi bilendikçe güçlenir.
Kalem yazar; peki insan ne yaşar?
İnsan, o kalemin değdiği en keskin yerde, hayatın sert köşelerinde ve aynadaki kendi gerçeğinde yaşar.
O korku kınını fırlatıp atmak, masumiyet illüzyonuna sırt çevirip kelimeleri biletmek ve sormaktan korkmamak dileğiyle...
Sibel ATAPEK