| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 0 | 0 | |
| EURO | 0 | 0 | |
KIRILMAYI BEKLEYEN SESSİZLİK
Bir direnç miydi ruhumuzun yüzeyini kalın bir sessizlik zırhıyla kaplamak zorunda kalışımız? Yoksa içimizdeki o kutsal akıntıyı korumak için sığındığımız soğuk bir liman mıydı bu hissizlik kabuğu?
Üstü buz tutmuş bir göl, hayata veda etmiş bir boşluk muydu sahiden? Oysa içimiz; hatıralarımızı, yaralarımızı ve özlemlerimizi en dipte, hâlâ sıcak tutmaya yemin etmiş bir derinlikti.
Peki, sessizlik duygunun vefat etmesi miydi? Kimden saklanıyorduk; kendimizden mi, yoksa hâlâ hissediyor olabilmenin o yaralı cesaretinden mi korkuyorduk? En asil savunma mekanizmamızdı donmak... Öldüremediğimiz duyguları, ancak onları dondurarak kendimizden kaçırabiliyorduk.
Zamanla birbirimize benzemeye başladık. Bulaşıcı bir hastalık gibi; "İyiler kaybediyor" diye iyi olan her yanımızı kendi ellerimizle törpüledik. Kelimelerimizin önüne setler çekip, kötülüğün kazandığı o gürültülü sahnede ruhumuzun görüntü ve ses ayarlarını bozduk. Ama kötülük de yorulurmuş, öz sağlam olunca. O yorgun kötülüğün karşısında, sadece "Hissetmemenin" ardına saklandık. Donarak kendimizi sakladığımız bu kışın ortasında hayat, artık irademizden çıktı ve bir zarın boşluğuna emanet edildi.
Oysa hiçbirimiz göründüğümüz kadar hissiz değiliz. O sert buzun altında hâlâ berrak, hâlâ diri bir su var. Bir çatlasa sızacak; o buz kütlesi bir kırılsa yeniden hatırlayacağız sevmeyi ve sevilmeyi.
Doğa ile kalbi bir tutmak mümkün müydü, kırılma noktaları kışken? Hiçbir katılık sonsuza dek direnemezdi; bazen tek bir darbeyle yerle bir olur her şey. Bir sesin tınısı veya rüzgârın getirdiği o ince kokuyla...
Hatırlamak mıydı insanın asıl laneti, yoksa hissizleşmek mi? Artık büyük susuyor, büyük oynuyorduk; zarı kimsesizliğin ortasına atıyorduk. Bir gelse beklemeye razı, altı gelse taşmaya hazırdık. Çünkü biz, gelmeyen o baharların borcunu; ömrümüzü bir zarın boşluğuna rehin bırakarak çoktan ödeyenlerdik.
Peki biz hangi ara, insanlığımızı bir zarın şansına terk ettik?
Seda Özlem Başpınar