| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 0 | 0 | |
| EURO | 0 | 0 | |
Kavun İçi Bir Mutluluk
Zamanın dikiş yerlerinden sızıyordu o eski yazlar… Ruhun en tenha kıyısında su yeşili bir huzur dalgalanırdı. Bir tül perdenin rüzgârla dansı kadar hafif, taze biçilmiş çimenlerin kokusu kadar berrak.
Göğün mavisiyle toprağın sarısı arasında bir yerdi çocukluğumun o ılık serinliği.
Kalbimin avlusuna kavun içi bir güneş düşerdi; neşenin, oyunun ve akşam ezanına kadar süren o sonsuz hürriyetin rengi gökkuşağında bile yoktu.
Dizlerimdeki kabuk bağlamış yaralar bile
bu ışığın altında güzelleşirdi. Diğer kızlar bebeklerinin saçlarını örerken, ben güneşe tutulduğunda içinde okyanuslar saklayan cam kürelerin büyüsüne kapılırdım. “Kızlar bilye oynamaz” diyen sesler, sokağın kavun içi toz bulutuna karışırdı. Umursamazdım.
Parmaklarımın ucundaydı o keskin nişan;
ayakkabılarım çamura batsa da kalbim o tozlu dairenin tam ortasındaydı.
Gazete kâğıtlarından en sivri külahları yapar, erkeklerle yan yana, nefesimi ciğerlerimin en derininden üflerdim; külahlarla birlikte bana biçilen bütün “olmaz”ları da havaya savururdum.
Çocuktum… Su yeşili bir durulukta yıkanıp, kavun içi bir umuda tutunarak, hiç bitmeyecekmiş gibi yaşardım hayatı. Güneşin o turuncu batışı, oyunun bittiğine işaretti belki ama ceplerinde bilyelerle eve dönen o kız çocuğu, o tozlu meydanın gizli galibiydi.
Şimdi ne zaman bu iki renk yan yana gelse,
içimdeki o çocuk başını kaldırıp gülümsüyor: “Korkma,” diyor, “Renklerin ve cesaretin olduğu yerde masallar hâlâ yaşıyor.”
Seda Özlem Başpınar